a
Güncellenme - Ocak 6, 2026 21:01
Yayınlanma - Ocak 6, 2026 21:01

34 Yıllık Acı Bilanço: Burdur ve Eğirdir Gölleri Hızla Yok Oluyor

Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) bünyesinde çalışmalarını sürdüren Dr. Meltem Kaçıkoç, Göller Yöresi’nin can damarları olan Eğirdir, Burdur ve Beyşehir göllerindeki korkutan çekilmeyi gözler önüne serdi. 1990 ile 2024 yılları arasındaki verileri analiz eden Dr. Kaçıkoç, son 34 yıllık süreçte Eğirdir Gölü’nde 2,3 metre, Beyşehir Gölü’nde 6,6 metre ve Burdur Gölü’nde ise tam 14,8 metrelik devasa bir su kaybı yaşandığını açıkladı.

SDÜ’den Kritik Göller Bölgesi Uyarısı: 34 Yılda Devasa Su Kaybı Tespit Edildi

SDÜ Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nde görevli Çevre Bilimleri Uzmanı Dr. Meltem Kaçıkoç, Türkiye genelinde etkisini her geçen gün daha fazla hissettiren küresel iklim krizi, mevsim normallerinin üzerindeki sıcaklıklar, kar yağışındaki dramatik azalış ve düzensiz yağış rejiminin doğal su kaynakları üzerinde yıkıcı bir baskı oluşturduğuna işaret etti. Bu çevresel faktörlere ek olarak; kontrolsüz tarımsal sulama faaliyetleri ile yer altı ve yüzey sularının aşırı tüketiminin göllerin doğal dengesini altüst ettiğini belirten Kaçıkoç, “Bu negatif tablo özellikle Göller Bölgesi’nde çok daha keskin ve endişe verici bir şekilde gözlemleniyor” sözleriyle tehlikeye dikkat çekti.

Dr. Kaçıkoç, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın güncel değerlendirme raporlarına dayanarak; Sapanca, İznik, Eber, Akşehir, Eğirdir, Beyşehir, Burdur, Bafa ve Seyfe göllerinin kuraklık tehdidi altında olan ve öncelikli risk grubunda yer alan bölgeler olduğunu ifade etti. Bu su kütleleri arasında Beyşehir, Eğirdir ve Burdur göllerinin, sahip oldukları ekosistem değerleri ve bölgesel rolleri nedeniyle Göller Yöresi’nin en kritik üç odağı olduğunu vurguladı.

Beyşehir, Eğirdir ve Burdur Göllerinde Stratejik Tehlike

Beyşehir Gölü’nün Türkiye’nin en büyük tatlı su kaynağı ve hayati bir içme suyu rezervi olduğunu hatırlatan Kaçıkoç, “Eğirdir Gölü ise ülkemizin ikinci büyük tatlı su havzası olarak hem içme suyu arzı hem de bölgesel tarımsal sulama noktasında stratejik bir konuma sahip. Burdur Gölü ise içme suyu kaynağı olarak kullanılmasa da kapalı havza özelliği ve benzersiz ekolojik yapısıyla iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerinin en berrak izlendiği alanlardan biri. Maalesef son yıllarda her üç gölümüzde de ölçülen su kayıpları, hem su güvenliğimizi hem de doğal yaşam döngüsünü ciddi bir risk altına sokmaktadır” ifadelerini kullandı.

En Karamsar Tablo Burdur Gölü’nde Şekillendi

Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından yapılan uzun vadeli ölçümlerin, göllerdeki çekilmenin boyutlarını net bir şekilde kanıtladığını söyleyen Dr. Meltem Kaçıkoç, şu verileri paylaştı:

“1990 yılından 2024 yılına kadar uzanan veri setlerini incelediğimizde, her üç gölde de geri dönüşü zor seviye düşüşleri saptanmıştır. Beyşehir Gölü’nde 1990 yılında 1128,52 metre olan yıllık ortalama su seviyesi, 2024 yılında 1121,97 metreye gerileyerek yaklaşık 6,6 metrelik bir kayba uğramıştır. Eğirdir Gölü’nde ise 916,84 metre olan seviye 914,50 metreye inmiş ve toplamda 2,3 metrelik bir düşüş saptanmıştır. Ancak en dehşet verici veri Burdur Gölü’nden gelmektedir. 1990 yılında 851,88 metre olarak ölçülen su seviyesi, 2024 yılında 837,12 metreye kadar çekilmiş; yani 34 yılda yaklaşık 14,8 metrelik devasa bir su kaybı yaşanmıştır. Bu istatistikler, göllerdeki durumun geçici mevsimsel dalgalanmalar değil, kalıcı ve sistematik bir yok oluş süreci olduğunu kanıtlamaktadır.”

Milyonlarca Metreküp Su Yok Oldu

Eğirdir ve Beyşehir gibi sığ yapılı ve yüzey alanı geniş göllerde yaşanan birkaç metrelik düşüşün dahi milyonlarca metreküp suyun kaybı anlamına geldiğini belirten Kaçıkoç, “Su hacmi azaldıkça göllerin kendini temizleme gücü zayıflıyor, suyun sıcaklığı artıyor ve mevcut kirleticilerin konsantrasyonu hızla yükseliyor. Bu durum alg patlamalarına, oksijen seviyelerinin düşmesine ve ekosistemin çökmesine yol açarak içme suyu teminini ve tarımı imkansız hale getirme riski taşıyor” dedi.

Mevcut tablonun sadece iklim değişikliği ile açıklanamayacağını, insan faktörünün de etkili olduğunu belirten Dr. Kaçıkoç, plansız sulama projelerinin, yer altı sularının denetimsiz çekilmesinin ve havza planlamasındaki eksikliklerin süreci hızlandırdığını söyledi. Yapılan modelleme çalışmalarının, bu kullanım alışkanlıklarının sürmesi durumunda göllerin doğal yapısının geri döndürülemez şekilde bozulacağını gösterdiğini ekledi.

Kuruyan Gölleri Kurtarmak İçin Atılması Gereken Adımlar

Göllerin sunduğu bu uyarının, su yönetimi politikalarının acilen revize edilmesi gerektiğini gösterdiğini ifade eden Kaçıkoç, çözüm yollarına dair şu önerilerde bulundu:

“Gerçekleştirdiğimiz bilimsel modellemeler, kararlı adımlar atılması halinde bu kaybın yavaşlatılabileceğini kanıtlıyor. Su çekimlerinin sıkı denetlenmesi, seviye yönetimi ve kirlilikle mücadele göllerin direncini artırabilir. Ancak bu durum; kamu kurumlarının, belediyelerin, bilim dünyasının ve su kullanıcılarının ortak bir sorumluluk bilinciyle hareket etmesini gerektiriyor. Bugün göllerimizi korumak adına atacağımız her doğru adım, sadece doğayı değil, gelecek nesillerin su güvenliğini de koruma altına alacaktır.”

Kaynak: HABER MERKEZİ

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

HIZLI YORUM YAP